Mesajları Göster
|
|
Sayfa: [1] 2 3 4
|
|
1
|
EĞLENCE / Muhabbet Yeri / Ynt: Bugün Sizi En İyi Anlatan Şarkı ?¿
|
: 07 Haziran 2008, 19:54:17
|
Hozan Beşir Elfida şarkısını çok güzel söylemiş, dinlemenizi tavsiye ederim.Bugün beni bu şarkı anlatıyor. selametle
katılıyorum sana mahmudi ama güzel sadece .. BaSsHunter - Now Your ' e Gone sözlerini anlamasamda : Pp 2, olarak serdar ortac - ayrılamam
|
|
|
|
|
2
|
EĞLENCE / Muhabbet Yeri / Ynt: boğalar neden kırmızıya saldırır ??
|
: 27 Mayıs 2008, 17:17:33
|
|
Dinazorların ölmesinin asıl sebebi --------------------------------------------------------------------------------
Amerikalı bilim adamları, 65 milyon yıl önce büyük bir göktaşının Dünya’ya çarpması sonucu nesli tükendiği sanılan dinozorlarla ilgili bilinen teorilerin aksine ilginç bir iddia ortaya attı. Buna göre çarpışmadan hemen sonra Dünya’nın atmosferi o kadar sıcaklaştı ki tüm dinozorlar birkaç saat içinde öldü. Wired News’ün haberine göre Colorada Üniversitesi’deki bilim adamlarının ulaştığı sonuçlar, dinozorların neslinin Meksika yakınlarındaki çarpışmanın ardından zaman içerisinde tükendiği yönündeki yaygın inanışla çelişiyor. Bu teoriye göre çarpışma etkisiyle atmosfere yayılan tozlar güneşi engelleyerek dünyayı soğuk ve karanlık bir kışa sürükledi. Zorlu yaşam koşulları da dinozorların neslinin tükenmesine yol açtı.
BİR KAÇ SAAT İÇİNDE YAŞAM SONA ERDİ Yeni teori böyle bir ‘nükleer kış’ etkilerini tamamen göz ardı etmiyor, ancak çarpışmanın ardından geçen birkaç saatin dinozorların sonunun gelmesinde en büyük paya sahip olduğunu savunuyor. Araştırmayı gerçekleştiren ekibin lideri Doug Robertson, “Nükleer kış etkisinin önemli olduğunu düşünüyoruz, ancak çarpışmanın etkisiyle ortaya çıkan sıcaklık dinozorlarla birlikte dünya üzerindeki bir çok canlıyı anında öldürdü” dedi. DÜNYA DEV BİR FIRINA DÖNDÜ Ekibin hesaplarına göre, çarpışmayla birlikte açığa çıkan enerji 100 milyon ****ton TNT’ye denk geliyor. Darbenin etkisiyle ortaya çıkan toz ve yığınlar göğe yükselirken bunların bir kısmı atmosferde bile yanmayı sürdürdü. Açığa çıkan bu yoğun enerji dünyayı dev bir fırına çevirdi. Araştırmacılara göre çarpışma sırasında denizde ya da yeraltında olmayan tüm organizmalar birkaç dakika ya da saat içinde öldü. Araştırmanın diğer jeologlar tarafından da onaylanması durumunda, çarpışmadan sonra dinozorların ölmesine rağmen neden bazı organizmaların hayatta kalmayı başardığı konusunda ipuçları vermesi bekleniyor. Robertson hayatta kalan organizmalar arasında timsah, kaplumbağa hatta kuşların bulunduğuna da dikkat çekti
|
|
|
|
|
3
|
EĞLENCE / Muhabbet Yeri / Ynt: boğalar neden kırmızıya saldırır ??
|
: 27 Mayıs 2008, 17:17:14
|
sag beyninizi test edin Aşağıda resimde birazdan göreceğiniz kahve tanecikleri arasında bir surat gizli. Aşağıdaki resme bakmadan önce, birkaç zırvayı belirtmeden edemeyecem: Bu resimdeki adamı ne kadar çabuk görürseniz, sağ beyniniz o kadar iyi çalışıyor demekmiş. 3 saniyede bulan bir adamın sağ beyni, maşallah, 1 dakikada bulursanız sağlıklı bir sağ beyniniz varmış, 3 dakikada bulamazsanız durum vahim. Neyse, 3 e kadar sayıyorum ve farenizi aşağı indiriyorsunuz. 1, 2, 3, ŞİMDİ!!! (Aman taneciklerin birleşiminde aramayın bi taneciklerin arasında o surat) http://img178.imageshack.us/img178/2...1100501a8c.jpg
|
|
|
|
|
4
|
EĞLENCE / Muhabbet Yeri / boğalar neden kırmızıya saldırır ??
|
: 27 Mayıs 2008, 17:16:56
|
|
Boğaların saldırdıkları aslında kırmızı renk değil, harekettir. Çünkü boğalar, renkli görüşe sahip değillerdir ve sembolik olarak kullanılan “kırmızı”, aslında boğaların gözünde belli tonda bir “gri”dir. Ancak, zaten saldırgan olması için eğitilen ve bir de güreş sırasında enselerine saplanan şişler yüzünden bir de kendini savunmak için saldırı güdüleri iyice tetiklenen boğalar, önlerinde hareket eden matadora saldırırlar. __________________
|
|
|
|
|
5
|
EĞLENCE / Muhabbet Yeri / İKNA KABİLİYETİNİZ NASIL? İKNADA 12 SİHİRLİ YOL...
|
: 27 Mayıs 2008, 17:11:38
|
|
Ünlü bilim dergisi New Scientist ikna bilimi konusundaki son gelişmeleri derledi. Buna göre iknanın şifresini 12 başlık altında toplamak mümkün… Kadın ve erkeklerde ayrı taktik uygulanıyor. İşte iknanın yolları…
1-Taklitçi olun: Taklit insanı sinirlendirir. Ama fark ettirmeden yaparsanız, karşınızdakini etkilemenin en kestirme yolu… Yapılan bir deneyde taklit eden satıcıların yüze 67’sinin mallarını sattıkları, etmeyenlerin ise sadece yüzde 12.5’nin başarılı olduğu görüldü.
2-Olumsuz yönleri öne çıkarın: Buna “çerçeveleme” taktiği de deniyor. Bardağın dolu ya da boş kısmından bakma olayı… Karşınızdaki iki seçenek arasında seçim yapacaksa onu isteğiniz seçeneğe iknanın en kolay yolu, istemediğiniz seçeneği kötülemektir.
3-Olumlu seçenekleri kısa tutun: İnsanları isteğiniz seçeneğe ikna etmek istiyorsanız bir ya da iki olumlu düşünce üretmeleri isteyin. Bu sayı en fazla üç olabilir. Daha fazla üreteni ikna daha zor…
4-Zayıf anında vurun!: İkna edici olmak istiyorsanız mutlaka karşınızdaki kişinin zihinsel enerjisinin düşük olduğu anı seçin. Dinlenmiş bir kişiyi ikna zor ama beyinsel bir iş yaparak yorgun düşen kişiyi ikna çok kolay…
5-Dırdır edin: “Dırdır” etmek karşınızdakinin zihnini tüketmektir. Bu seçeneği en iyi çocuklar kullanıyor. Ebeveynlerinin kafasını şişirip, isteklerine kolayca ulaşıyorlar.
6-Kadınları yüzyüze ikna edin: Kadınlar yüzyüze görüşmede erkeklerden daha kolay ikna ediliyor. Ancak e-posta onlara cazip gelmiyor. Nedeni de sosyal temas kurmalarının engellenmesi…
7-Erkekleri e-mail ile ikna edin: Erkek için yüzyüze olmak çok önemli değil. İnternet ortamında sanal fikir alışverişinde çok daha kolay ikna oluyorlar. Erkeklerin rekabetçi dürtülerini bastırdığı için e-mail çok etkili bir silah…
8-İnsanları öfkelendirin! Evet öfke tehlikeli bir duygu ama karşınızdakinin kontrolünü ele geçirmenin en etkili yolu… Çünkü öfke karşınızdakinin kendini güçlü hissetmesine yol açar. Yani gaza gelirler. Gaza geleni ikna da çok kolaydır.
9-Dikkatlerini ne söylediğinize değil, nasıl söylediğinize çekin: “Bildiğiniz gibi”, “yani” gibi kararsız ifadelerle konuşanlar ikna güçlerini kaybediyorlar. Bunun yanında dinleyicilere ne söylediğinizi düşünecek kadar zamanı asla tanımayın!
10-Direncini kırın!: İnsanların görüşlerini değiştirmesini istiyorsanız, önlerine güçlü bir tartışma koyun. Tartışma ilerledikçe insanları yavaş yavaş hedefe doğru çekin. Size direnenlerin ise gururlarını okşayın. İnsanlar kendilerini iyi hissettiklerinde güvenmedikleri mesajlara bile daha açık hale geliyorlar.
11-Korkutun; Bu etkenden özellikle kampanyalarda faydalanılır. İnsanların sigara içmelerini önlemek için “ölüm, kanser” gibi korku temaları öne çıkarılır.
12-Suçluluk duygusu: Suçluluk hissini çok hassas bir dozda vermeniz gerekiyor. Dozu kaçırdığınızda bu silah ters teper. Zira hiç kimse başkası tarafından “kötü” görülmek istemez
|
|
|
|
|
6
|
DİNİ E-BANKA / Kuran-i Kerim / Bir ateiste Allah nasıl anlatılır?
|
: 27 Mayıs 2008, 17:10:30
|
|
Vatandaştan Mehmet Paksu ya gelen bir soru: Hocam, ateist olan bir insana Allah ı nasıl anlatmalıyız? İşte Mehmet Paksu nun cevabı:
Ahmet Taşgetiren in yazısı...)
Hocam, ateist olan bir insana Allah ı nasıl anlatmalıyız?
Bu sorunun binlerce cevabı ve açıklaması vardır ama sadece şu misali bile konuya anlatmaya yetecektir. Bir "A" harfini düşünelim: "A" harfi. Kendini ne kadar tarif eder, ne kadar anlatır?
Kendisi kadar. Nasıl? "A" dersiniz, biter. Daha ötesi yoktur. "A" harfi, "A"dır ve başka bir şey değildir. Başka bir açıklaması da yoktur. Ama o "A" harfini yazanı tarif edecek, anlatacak olsak, özelliklerini sayacak olsak, bazen on kelime, bazen yüz kelime, bazen de bin kelimeyle anlatsak bitiremeyiz. Önce kaleminden başlarız. Kalemi dolma kalemmiş, mürekkebi siyahmış, ince uçluymuş, kaliteliymiş gibi özellikleri sayar dökeriz. "A" harfini yazan insanı anlatmaya kalksak, bakın neler söyleriz neler. Öncelikle bu insanın eli var tutuyor, gözleri var görüyor, kulakları var işitiyor, okuma yazması var biliyor, aklı başı yerinde, eğitim görmüş, bilgili kültürlü birisi. Daha bunlar gibi birçok özelliklerini ve vasıflarını sayarız.
Bu örnekte olduğu gibi, bir elmayı düşünelim. "Elma" deyince onu anlatmış oluyoruz. "Ne çeşit elma" diye soracak olsalar, "Amasya elması" deriz, yine anlatmış oluruz. Ama elmayı Yaratan ı ve bize göndereni anlatmaya, tanıtmaya kalkarsak neler deriz? Kitaplar dolusu anlatsak yine bitiremeyiz. İsterseniz birkaç cümle söylemeye çalışalım: Elmayı yaratan ağaç değil çünkü ağacın böyle bir gücü yoktur. Toprak da değil, çünkü toprakta elmayı yapabilecek bir özellik yoktur. Elmayı yapan bir insan değil, çünkü insan elma yapamaz. Demek ki, elmayı yaratan zat, ağaç, toprak ve insan cinsinden birisi değildir. O, ağacı da, toprağı da, insanı da yaratan ve yarattıkları türünden olmayan bir güçtür. O da her şeyi yoktan var eden Yüce Allah tır.
Elmayı yaratan Bir dir. Çünkü elmanın olduğu dünya da bir, elmayı pişiren güneş de birdir. Yeryüzündeki bütün elmalar aynı elden çıkıyor, aynı kudret tezgahında üretiliyor. Elmayı yaratanın gücü kudreti sonsuzdur. O el-Kadîr dir. Çünkü bir elmayı yaratan kudret dünyayı, güneşi, galaksileri ve kainatı yaratan güçtür. Çünkü elmanın olabilmesi için bütün bu âlemin olması lazım. Hepsi birbiriyle ilgili ve bağlıdır. Elmayı yaratanın sonsuz ilmi vardır. O nun bir ismi de el-Alîm dir. Çünkü elmayı yaratan kudret, hem elmanın bütün özelliklerini biliyor hem elma ağacının diğer ağaçlardan farkını biliyor.
Ayrıca O elmayı yiyen insanı ve insanın bütün özelliklerini biliyor. Özetle, var olan her şeyi, bizim bildiğimiz, bilmediğimiz, bilemediğimiz her şeyi biliyor. Elmayı yaratan görüyor. O nun bir ismi de el-Basîr dir. Elmayı, bütün dünyayı, bütün kâinatı, bütün insanları ve âlemleri görüyor. Çünkü kâinatta her şey her şeyle ilgilidir. Elmayı yaratan güzeldir.
O nun bir ismi de el-Cemîl dir. Elmadaki güzelliğin, ağaçtaki güzelliğin, dünyadaki güzelliğin, insandaki güzelliğin ve kâinattaki bütün güzelliğin kaynağı O dur. Elmanın güzel olması için bütün bu güzelliklerin olması lazım. Daha bunlar gibi Allah ın daha nice isim ve sıfatlarını anlayabiliriz. Son olarak farklı bir tespit yapmak gerekirse... Bir köyün muhtarı varsa, bu kâinatın da bir İdarecisi vardır. Bir iğnenin ustası varsa, balarısına iğneyi takan bir Yaratıcı da vardır. Bir harfi yazan varsa, bir kitap gibi okuduğumuz bu kâinatı da bir yazan, bir yaratan, bir yapan vardır.
Kaynak:Bugün
|
|
|
|
|
7
|
DİNİ E-BANKA / Kuran-i Kerim / Efendimiz in haber verdiği korkulacak 4 zaafımız!!!!!
|
: 27 Mayıs 2008, 17:09:16
|
|
Efendimiz (sas) Hazretleri buyuruyor ki:- Ümmetim hakkında en çok korktuğum zaaflar: Karın büyüklüğü, (göbek bağlamak). Çok uyumak. Tembellik. Yakîn (iman) zaafı! Bakalım, Efendimiz in bizim adımıza korktuğu, bizim ise henüz farkına bile varamadığımız bu 4 zaafımızı bir gözden geçirelim. Hangimizde ne kadarı var bir düşünelim. Kitapta 4 zaafımızın açıklanması şöyle dikkatimize verilmektedir: Göbek bağlamak: Hadisteki ifadesiyle "kiberü l batın" kendini gaflete salıp çok yiyen, yemek ve içmeyi hayatının gayesi haline getiren ve tabiri caizse, yemek için yaşayan ve tabii bunun neticesi olarak da olabildiğince şişmanlayan insan demektir ki, bu hal, Allah Resulü nün dünya ve ukbâ hayatları adına endişe duyduğu insanların özelliğidir! Demek ki göbek bağlamaya sebep olacak derecede yiyerek şişmanlamaktan korkmak gerekmektedir. Efendimiz bu zaafımıza dikkatimizi çekmektedir. Çok uyumak: Çok uyku izafidir. Bazısına 8 saat uyku az, bazısına da 3 saat çok gelebilir. Biz günlük uykumuzu azami 5 saate düşürmeli, ondan sonra da bunu tedricen daha aşağılara çekmeye gayret göstermeliyiz. Ancak, yeme ve içmesini disipline edemeyen, önüne konan her şeyi yemekten çekinmeyen insanın uykusunu disipline edip az uyuması mümkün müdür? Yani çok yemenin arkasından çok uyumanın gelmesi kaçınılmazdır. Bunu da unutmamak gerekmektedir. Tembellik: Allah Resulü nün dualarında, Allah a sığınmış olduğu zaaflardan biridir tembellik. İslam, varlıkların içinde hiçbirinin tembelliğine razı değildir. Hatta hiçbir yerde çalışmayıp tembelce bekleyen paraya bile zekat yüklemekle tembelliğe bir bakıma ceza vermekte, çalışmadığı için zekattan muaf tutma gibi bir müsamaha göstermemektedir. Yakîn zaafı: İnancını bilmeme, gerektiğinde kendi çapında delilleriyle savunamama zaafı. Yani Müslüman inandığı temel hakikatleri, kendi çapında ilme dayandırarak açıklayacak bilgiye sahip olmalı, inançlarını savunmaktan aciz duruma düşmemelidir. İnanmış insan, şüphelere meydan vermeyecek kesinlikte inancını öğrenmiş olmalıdır ki, imanında zaafa düşme tehlikesiyle yüz yüze kalamasın. *** Bu 4 zaafın birbiriyle irtibatına gelince: Bir insan abur cubur yemeye kendini alıştırarak göbek bağlamaya başlarsa, onun çok uyuması da, tembelliğe maruz kalması da, imanda yakın derecesine ulaşmaktan mahrum kalması da bu zaaflarının zincirleme sonucu olarak görülmelidir. Bu sebeple denebilir ki, bir insan ihtiyaçtan fazla yiyorsa, onun çok şişmanlaması, tabir yerinde ise kilo insanı olması kaçınılmazdır. Böyle kilo insanının kendini uzun uykudan kurtarması, bunun sonucu olarak da tembellikten korunması mümkün değildir. Öyle ise mümin peygamberinin endişe ederim, dediği çok şişmanlıktan, çok uyku uyumaktan, bunların sonucu olan tembellikten ve inandığı hakikatlere ait bilgisizlikten, yılandan çıyandan kaçar gibi kaçmalı, böyle zaaflara düşmekten korkmalıdır. Konuyu şöyle de özetleyebiliriz: Mümin göbek bağlayacak derecede yememelidir ki uzun uykuya mahkûm hale gelmesin, nakitten de kıymetli olan vaktini uykuda tüketmeye mecbur kalmasın. Bu beden tembelliğinin arkasından da zihin tembelliğine düşmesin, inancına ait temel bilgilerden mahrum kalmayı da normal bilgisizlik gibi sanmasın.
|
|
|
|
|
8
|
DİNİ E-BANKA / Kuran-i Kerim / Kur an neden Arapça?
|
: 27 Mayıs 2008, 17:08:14
|
|
Kuran neden Arapça
Ateist yazar, (Diğer milletler kendi kulu değil mi de, Tanrı Kur’anı Arapça indirdi) diyor.
CEVAP
Eğer Kur’an İngilizce olarak inseydi, aynı bozuk mantıkla, (Diğer milletler kendi kulu değil mi de, Tanrı Kur’anı İngilizce indirdi) diyecekti. Maksadı yanlış bulmak olduktan sonra her şeyi tenkit eder. Yusuf suresinin, (Biz Kur’anı Arapça olarak indirdik, umulur ki, siz onu anlarsınız) mealindeki 2. âyet-i kerimesi, tefsirlerde özet olarak şöyle açıklanıyor:
Biz Kur’an-ı kerimi herhangi bir lisan ile değil, en geniş, en açık, en âhenktar olan Arap lügâtı üzere indirdik. Eğer akıllıca düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, hükümlerinin, tesirli sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini, müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz.
Ey Araplar, Kur’an-ı kerim, sizin lisanınızla indi. Bugüne kadar birçok edebiyatçının, şairin sözünü dinlediniz. Hiçbirisine benzemiyor. Bunun insan sözü olmadığını, İlahi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.
Demek ki âyetteki anlamak, bunun ilahi kelam olduğunu anlamaktır. Yoksa ahkamını anlamak değildir. Eğer öyle olsaydı, (Ey Resulüm, Kur’an-ı kerimi insanlara açıklaman için indirdik) mealindeki âyet-i kerimeye zıt olurdu. (Nahl 44)
Eğer Yunanca olsaydı
Fussilet suresinin, (Eğer biz Kur’an-ı kerimi yabancı bir dilde okunan bir kitap kılsaydık. Diyeceklerdi ki, âyetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalıydı. Muhatapları Arap olduğu halde, Arapça olmayan bir kitap mı geldi) mealindeki 44. âyet-i kerimesinin tefsirlerdeki açıklaması da şöyledir:
Kur’an-ı kerim [İbranice, Yunanca falan değil] sizin lisanınızda, yani Arapça’dır. Siz Arap olduğunuza göre, ifâdelerinin vecizliğinden, şaheserliğinden bu Kur’an-ı kerimin İlahi bir kelam olduğunu anlarsınız. Yoksa, (Siz Arap olduğunuza göre, Kur’anın ahkamını da anlarsınız) denmiyor.
[Tokatlı Şeyh-ül-islam Mustafa Sabri efendi, (Biz Arabi’yi az biliriz. Fakat Kur’an-ı kerimi Araplardan daha iyi anlarız) buyuruyor.]
Lisanı Arabi olan herkes Kur’anı anlayamaz. Lisan ayrı, ilim ayrıdır. Türkçe bilen insan, tıp, hukuk, fen gibi bilgileri bilir mi? Kur’an-ı kerim baştan başa bir ilim deryasıdır. Her Arabi bilen Kur’an-ı kerimi nasıl anlar? Ateist yazar gibi, tercümesini okuyup da, (Bakın Kur’anda çelişki var) demek ne kadar abes ve saçmadır.
Eshab-ı kiramın anlayışı
Eshab-ı kiramın hepsi müctehid, birer büyük âlim oldukları halde, âyet-i kerimeleri farklı anlamışlar, ictihadları farklı olmuştu. Mezheplerin çıkışında da âyet-i kerimelerin farklı anlayışının rolü vardır.
Urvet-ül-vüska Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
(Bir gün Resulullah, Hz. Ebu Bekire Kur an-ı kerimin ince manalarından birkaçını onun seviyesine göre anlatıyordu. Hz. Ömer yanlarına gelince, konuşma üslubunu ve bahsettiği ince sırları, onun da anlayacağı şekilde değiştirdi. Yanlarına Hz. Osman gelince yine üslubunu değiştirdi. Hz. Ali gelince de böyle yaptı. Resulullah efendimizin, her değiştirmesi, oraya gelen zatların istidatlarının farklı oluşlarından idi.) [M. Masumiyye 59]
Hadis-i şeriflerde (Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer olurdu), (Osman’ın şefaati ile Cehennemlik yetmiş bin kişi sorgusuz Cennete girecektir) ve (Ben ilmin şehriyim Ali de kapısıdır) buyuruldu. Her üçü de bu derece yüksek olduğu ve Arabiyi çok iyi bildiği halde, Hz. Ebu Bekire anlatılan tefsiri bile anlayamadılar. Çünkü Peygamber efendimiz herkese derecesine göre anlatıyordu.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İnsanlara akıllarına, anlayışlarına göre söyleyin, onlara [dinin hükmünü] inkâr ettirecek şekilde söylemeyin ki, Allah’ı ve Resulünü yalanlamasınlar.) [Buhari]
Allahü teâlâ, (Peygambere sorun, âlimlere sorun) buyuruyor. Bazıları, bizzat kendim anlayacağım diye inat ediyor. Herkes kendisi anlayabilseydi o zaman peygambere ne lüzum kalırdı?
Kur’an-ı kerimi, lisanı Arapça olanlar bile anlayamaz. Hatta evliyanın ve ulemanın en büyükleri olan Eshab-ı kiram bile, âyetlerin manalarını Resulullah efendimize sorarlardı. Bir Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kur’an, Allah’ın metin ipidir. Manalarının hepsi anlaşılmaz. Çok okumak ve dinlemekle eskimez.) [İbni Mace]
Kur’an-ı kerim çok veciz olup, bitmez tükenmez manalarının bulunduğu, bütün manaları bildirilse bile, yazmak için kağıt ve mürekkep bulunamayacağı bizzat Kur’an-ı kerimde bildirilmektedir.
Mealen buyuruluyor ki:
(De ki, Rabbimin [İlmini, hikmetini bildiren] sözleri için, denizler mürekkep olsa, bir o kadar daha deniz ilave edilse, denizler tükenir, Rabbimin sözleri tükenmez.) [Kehf 109, Beydavi]
Anayasayı, bir kanunu anlamak için hukukçulara gidiliyor. Halbuki bunları da insan yazmıştır. Bir kanundan bile herkes aynı şeyi anlamazken, Allah’ın kelamını herkes nasıl hemen kolayca anlayabilir?
Doğrusunu anlayabilmek için, bir Kur’an tercümesine [meallere] değil, İslam âlimlerinin tefsirlerine bakmak gerekir.
|
|
|
|
|
14
|
BİLGİSAYAR, İNTERNET, PROGRAMLAR / Güncel Programlar / Formatı Ve Deepfrezeyi Tarihe Karıştıran Program Yeni 2008
|
: 19 Mayıs 2008, 03:21:51
|
Format Atmayı Falan Öğrenmenize Gerek Kalmadı. Hiçbir Şeye İzin Vermeyen Deepfreze İle De Kıyaslamayın Bu Programı.deepfrezin Ağabeyi Olur Bu Program. 60.000 Tane Geri Dönüşüm Noktası Oluşturarak Sisteminizi % 100 Geriye Döndürebilirsiniz. özellikler 1. Açılışta Çalışır.windows Çöktü ,açılmıyor Diye Korkmayın. 2. Sistemi İstediğiniz Zamana Geri Donurebilirsiniz 3. Windowsun Sistem Geri Yükleme Programı Harddiskte %5-15 Yer Kaplarken rollback Sadece % 0,07 Yer Kaplar. 4. Virus Ve Kullanici Hatalarini Engeller Acilista Bunlari Otomatik Duzeltir 5. Her Boyuttaki Hdd İle Calisir 6. Windowsun Sistem Geri Yükleme Programı Bozulduğu Zaman Geri Yükleme Yapmazken rollback Te Sisteminizi Tamamen Geri Yükler. 7. 60.000 Snapshot Alabilirsiniz,snapshotların İstediğiniz Zamanda Alınmasını Sağlayabilrsiniz. pc Nizin En Duzgun Calistigi Bütün Programlarinizin En İyi Seviyede Oldugu Zaman snapshot Alin O Ani Saklayip Dondurun 8. Snapshotlari 3 Saniyede Tamamlar 9. Sistem Geri Yüklemesi 2 Dakikanızı Alır. 10. En Onemli Ozelligi Multi-boot Sistemleri Destekliyor 11. Ramden Yemez,sistemi Yavaşlatmaz. 12 Daha Bir Sürü Özellik… şok Bir Özelliği = Diyelimki Sistem Çöktü.bilgisayarı Bir Önceki Zamana Çevirdiniz. ama Arada Snapshot Almadığınız İçin Arada Kaydolan Dosyalarınız Kayboldu. bunun İçin Hiç Üzülmeyin.çünki Bu Program O Dosyalarınızıda Eksiksiz Kurtarıyor. http://rapidshare.com/files/79831668..._Yeni_2008.zip
|
|
|
|
|